Yazar "Arslan, Nihayet" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 2 / 2
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe ABDÜLHAK HÂMİD HATIRALARINDA VICTOR HUGO ETKİSİ(2020) Akar, Gül Ayşe; Arslan, NihayetTanzimat dönemi ele alındığında Victor Hugo’nun her şair ve yazarımıza ayrı ayrı etki ettiğini söyleyebiliriz. Kimi ona eleştirel bir tarzda yaklaşmış kimi ondan esintileri edebiyatımıza taşımış kimi de birebir taklide kaçmıştır. 19. yüzyılda felsefe ve sanatı saran akımın etkisiyle tüm dünyada romantizmin babası olarak bilinen Jean Jacques Rousseau’dan hemen sonra anılan Victor Hugo çağının yükselen yıldızı olmuştur. Onun bu yükselişi Osmanlı’da da yankı bulmuş, pek çok Osmanlı şair ve yazarına gerek hayatıyla gerekse eserleriyle ilham olmuştur. Tanzimat Edebiyatı’nda Victor Hugo etkisiyle en çok anılan isim Namık Kemal’dir. Oysa onun dışında bu etkiyi memlekete taşıyan pek çok isim vardır. Gerçi bazıları Namık Kemal’in izinden giderek ona varmışlardır. Ebüzziya Tevfik bunlardan biridir. Rodos’ta sürgündeyken yazdığı dram Habîbe yahut Semahât-ı Aşk isimli eseri, Victor Hugo’nun Anjélo ou le tyran de Padou adlı eserinden adaptedir. Beşir Fuad’ın Victor Hugo biyografisi, Şemseddin Sami’nin Sefiller tercümesi gibi eserleri sayesinde Hugo yavaş yavaş Osmanlı’da tanınmaya başlar. Beşir Fuad’ın esas derdinin romantizm eleştirisi yapmak olması onun Osmanlı içinde tartışılmasına sebep olur. Öyle ki Fazlı Necib ve Muallim Nâci ile Victor Hugo üzerinden güncel edebi konular üzerine mektuplaşmaya başlamışlardır. Daha sonra bu mektuplardan Muallim Naci ile olanları İntikad, Fazlı Necib ile olanları ise Mektûbât adını vererek yayınlar.Öğe Post-Truth dönem öncesinde toplumsal bir iletişim aracı olarak hatıra(2021) Akar, Gül Ayşe; Arslan, NihayetMichel Foucault’un öznenin ölümünden, Roland Barthes’ın yazarın ölümünden bahsettiği geçtiğimiz yüzyılın sonunda Jean Baudrillard gerçekliğin öldüğünü göstermeye çalışmıştır. Yine geçen yüzyılda Hannah Arendt kötülüğün nasıl sıradanlaştırıldığını bizlere anlatmaya çalışırken Jürgen Habermas kamusal alanda iletişimsel eylemin önem kazandığına dikkatlerimizi çeker. Zygmunt Bauman’ın akışkan gerçeklik ve modernite üstüne söyledikleriyle kapattığımız 20. yüzyılın sonunda bu düşünürlerin fikirleri ışığında kamusal alanda gerçekliğin nasıl değer kaybettiği ve buna bağlı olarak kötülüğün nasıl normalleştiği görülmeye başlanarak post-truth kavramıyla artık farklı bir çağa girdiğimiz ifade edilmeye çalışılmıştır. Post-truth ifadesinin kullanılmaya başlanmasıyla gerçeğin ne olduğu ve ona nasıl erişileceği üzerinde yeniden tartışmalar başlamıştır. Felsefe tarihinin ana sorunlarından biri olan bu konu aslında yüzyıllardır tartışılmaktadır. Ancak siyaset ve iletişim bilimleriyle uğraşanlar post-truth kavramıyla son 30 yılda konuya yeni bir bakış getirerek yaşadığımız çağı özetlemişlerdir. Bu makale ile modern dönemlerden post-truth döneme toplumsal iletişimin nasıl boyut değiştirdiğini anlatarak bu dönem öncesinde hatıra türünün bir toplumsal iletişim aracı olarak kullanıldığını göstermeye uğraşacağız. Değişen zamanın hatıra türünün dününe ve bugününe ne şekilde etki ettiğini anlatacağız.











